HAYAT BÖYLE BİR ŞEY MİYDİ? 1. Bölüm


Bu benim ilk röportajım. Geçen hafta yaptığım sohbeti yayınlıyorum heyecanlıyım. Avusturya Lisesi Orta ve Lise'den sınıf arkadaşım, 40 yıllık can dostum Psikolog Doktor Meltem Kavcar Sırmalı ile öncelikle 50 yaş dönemindeki kadını sorguladık. Ama konu konuyu açtı kadının geçtiği hayat yolunu tümüyle ele aldık. Keyifli ve öğretici bir sohbet oldu her zamanki gibi. Ama bu sefer sizlerle paylaşmak için kayda aldım. Benim yıllardır danıştığım, fikrine önem verdiğim arkadaşımın önerilerinden umarım siz de faydalanırsınız. 



mutlu kadınlar, Hayat Böyle Bir Şey Miydi, Aydan Uğur, Aydan Ugur, Blogger Aydan Ugur
Psikolog Dr. Meltem Kavcar Sırmalı

AU: Meltem'ciğim içinde bulunduğumuz ortamdan çıkıp biraz kafamızı dağıtmak için gel sana en çok başvurulan konulara bakalım. Gündeminde neler var? Bizimkini biraz dağıtalım.

MKS: Ayrılıklar çok tabii, evlenirken doğru insan mı değil mi, evlilik öncesi sıkıntılar çok, vajinismus tahmin edemeyeceğimiz kadar çok. İşle ilgili malum sıkıntılar, depresyon gibi konular en çok rastlananlar.

AU: Sen bana geçen günkü sohbetimizde bir cümle söylemiştin: "Hayat böyle bir şey miydi?" Bence tam zamanıdır oradan başlayalım.

MKS: Evet, bizim bu yaşlarda farkettiğimiz şey değil mi? Yaş dönemimizde bu aralar herhalde herkesin en çok farkettiği, kendine sorduğu sorulardan birisi de bu. Biz ülkeye göre görece çok daha güzel bir gençlik yaşadık. İlişkilerimiz de fena değildi. İş hayatında herkes bir yerlere geldi, çocuklar büyüdü belirli bir yaşa geldi. Ama şimdi herkes durup baktığında özellikle anne babalarla ilgili zorluklar var. Çocuklar kendi yollarını çiziyor, bu yollar bizim çocuklarımız için hayal ettiklerimiz miydi? Onu çok bilemiyoruz. Ama en önemlisi de hayatı biz acaba doğru mu yaşadık? Böyle mi yaşanmalıydı? Bugüne geldik ama acaba neleri geride bıraktık ve bundan sonrasında bir daha o geride bıraktıklarımıza ulaşmamız pek mümkün değil. Bunlar daha çok sorulan şeyler.

AU: Senin tavsiyen nedir bu soruları soran danışanlarına? Bu negatif ruh halinden insanlar olumluya nasıl dönüştürebilirler kendilerini? Nasıl mutlu hissedebilirler? Geri kalan ömür böyle geçmesin diye ne yapmalılar?

MKS: Önce bir geçmişe dönün bakın nelere özlem duyuyorsunuz? Ondan sonra da dönün bakın bugün nelere sahipsiniz? Elinizde neler var? Biz bir çoğumuz sahip olduklarımızın çok farkında olmuyoruz. Genelde hep sahip olmadıklarımızla, yapamadıklarımızla, zamanında bir çok kaçırdığımızı düşündüklerimizle meşgul olduğumuz için. Elimizde neler var, biz bunlardan ne çıkarabilirizi farketmiyoruz. 

Bir kere 50 yaş belirli bir yaş, biz anne babamız 50 yaşlarındayken arkadaşlarına baktığımızda "off kocaman adam, kadın" diyorduk. Biz kendimizi aslında anne babalarımızın 50 yaşındaki hali gibi hissetmiyoruz. Evet biyolojik yaşımız 50 olabilir, akıl yaşımız sanki biraz daha büyük 50'den, çok sorumluluk taşıdık, hayatın çok içinde yer aldık. Çalışma hayatımız ile aile hayatıyla kendi anne babamıza göre daha fazla gerçek hayatın içindeydik. 

Ama duygu yaşımız biraz daha az, 50 yaşın altında. Biz duygu olarak çok 50'lere gelemedik. O nedenle hala genciz, yani önümüzde hala hayattan keyif alacak zamanlar var. Hala bir sürü yeni şey öğrenebiliriz. Sahip olduklarımızın farkına varıp bunları hayatımıza çok daha doğru aplike edebiliriz. Mesela evet belki biraz yavaşladık, eskisi kadar hızlı koşamıyor, eskisi kadar hızlı davranamıyor olabiliriz ama artık bilgimiz var. Neyi yaparsak ne olmayacağını bu yaşta öğrenmiş olmamız lazım. Hala neyi yaparsak ne olacağını bilmediğimiz konular var, doğru. Ama neyi yaparsak ne olmayacağını artık öğrendik.

Demek ki farklı sonuçlar beklemek için tekrar etmemize gerek yok. Ya yaptıklarımızı değiştireceğiz ya da yaptıklarımızın sonucunun olumsuz olarak nereye gideceğini biliyoruz, bunları tekrar etmeye gerek yok. Bu da bize çok önemli zaman kazandırır. Biz artık daha kolay seçebiliriz. Hani hayatta mesela bir çok yemeğin tadına bakmışızdır bugüne kadar. Her yemeği birebir bilemeyebiliriz ama en azından daha tatlı tandanslı mıyız, ekşi acı tandanslı mıyız onu artık çözmüşüzdür. Tatlının tadına bir daha bakıp da acaba ben tatlı seviyor muyum diye tereddüt etmenin gereği yok. O zaman tatlı seviyorsak tatlının varyasyonlarına bakabiliriz. Böylelikle seçimlerimiz gittikçe sofistikeleşir. Bu da demektir ki daha kısa sürede daha büyük hazlar alabiliriz.

Dostluklarımızın çok kıymetli olduklarını gördük. Biz o anlamda şanslı bir nesiliz. Gerek okul gerekse mahalle arkadaşlıklarına sahibiz nesil olarak. Sokakta da oynadık, oturduğumuz yerdeki çocuklarla birlikte de büyüdük. O nedenle dostluklar bizde çok. Biz çok bireyci bir nesil değiliz. Biz paylaşmayı, bir şeyleri iyi kötü birlikte yaşamayı, birlikte göğüslemeyi seviyoruz, buna alışmışız. Hani sadece telefondan mrb ya da slm yazmıyoruz. Biz bir şeyleri daha ballandıra ballandıra ya da ağdalandıra ağdalandıra zenginleştirerek konuşuyoruz, bu da hoş bir şey. Biraraya geldiğimizde birbirimize anlatacağımız bir sürü olayımız var. Hala hayatın içindeyiz, hayatın dışına çıkmadık. Dediğim gibi bilgi birikimimiz oluştu, çok tecrübe yaşadık. O tecrübelerden tabi acılıyı da seçebiliriz ama çok büyük zaman kaybı. Önümüzde o kadar da çok zaman yok.

İyi ve güzel yaşayacağımız şurada 30-35 sene var inşallah:) Sonrasını bilmiyoruz onun için artık daha sofistike seçimler yapıp, daha kısa sürede daha hoş deneyimler biriktirebiliriz. Bu önemli bir şey. Soran olursa anlatacağımız bir sürü tecrübe var. Çok insana dokunabiliyoruz bu sayede. Evet belki santralle şehirlerarası, ülkelerarası konuşmuşuzdur ama bugün hala hepimiz teknolojiyi iyi kullanabilen yaşlardayız. Geçiş nesli olarak hem eskiyi hem yeniyi de gördük. Bugünün tecrübeleriyle ve bu kadar farklı hayat biçimleri görmemizle hayatı daha iyi analiz edebiliyoruz.

Beklentilerimizi dediğim gibi doğru belirlememiz lazım. Sahip olmadıklarımıza dönüp bakıp, "ben bunlara nasıl sahip olabilirim" diye enerjimizi harcamak yerine "sahip olduklarımızın içinden nasıl optimumu çıkarabilirim" daha az enerjiyle çok daha iyi sonuçlara ulaştırıyor bizi. Bu da bence bizim yaşımızın en güzel avantajlarından biri.

AU: Peki gençlere nasıl el vereceğiz? Ben mesela iki kızımla tecrübelerimi çok paylaşıyorum. Her akşam yemeği sonrası masada kalıp uzun sohbet ritüelimiz vardır kızkıza. Tavsiyelerimi dinletebiliyorum galiba. Bir sorunlarında düşüncemi sorduklarında "Benim tecrübem böyle, fikrim bu ama tabii sen bilirsin senin hayatın, senin kararın" demeyi ekliyorum son cümleme. Doğru mu?

MKS: Hayat evet kitaptan okunarak ya da birilerinden dinlenerek öğrenilen bir şey değil. Deneme yanılma yöntemiyle öğrenilen bir şey çok doğru. Ama bu deneme yanılma yöntemi "ben yüzme bilmeden boğazıma taş bağlayıp kendimi denize atarsam acaba yaşar mıyım?" seviyesinde olmamalı. Yani bizim gençlere, çocuklara ulaşağımız en önemli kısım burası. Neleri deneme yanılmayla öğreneceklerine kendileri karar verecekler ama en azından hangi konularda deneme yanılma yapmalarına gerek olmadığıyla ilgili onlara ileteceğimiz çok tecrübe var. Bunun da gençler için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Dediğim gibi biz hayatın içinde yer almış bir nesiliz, hala hayatın içindeyiz o yüzden de onlara bir şey söylediğimiz zaman eğer müdahaleci olmadan söylemeyi başarıyorsak tabii kendi bilgi ve deneyimlerimizi aktarmaktan bahsediyorum müdahale ediyorsak sıkıntı var. Müdahale etmeden bilgi aktarıp seçimi onlara bırakıyorsak o zaman onlar bizim söylediklerimizi kulak ardı etmiyorlar. Yine altını çizeyim hayatın hala içindeyiz çünkü bu önemli bir şey.

AU: 50 li yaşlardaki aile, kadın-erkek ilişkilerine bakalım, Dante gibi ortasında mıyız ömrün?:)

MKS: Evli olanlar da, boşanmış olanlar da hayatlarında yeni ilişkileri varsa ve sürdürüyorlarsa ne güzel. Ama onun dışında yeni ilişkileri olmayan, ya da ilişkileri belli bir süreyi dönmüş olanlara baktığımda kadınların yavaş yavaş bireyci yaşamaya başladığını görüyoruz 50'li yaşlarda. Kendilerini daha çok önemsemeyi öğrendiklerini görüyoruz. Bir kere kent soylu kadınlar için konuşuyoruz. Şöyle bir baktığımızda kadınların kendilerine daha iyi baktıklarını görüyoruz. Bugün bir çok farklı yöntem de kadını daha dinç daha genç göstermek için bir sürü yeni şey buluyor ve uyguluyor. Benim en çok dikkatimi çeken şey o. Mesela biz yaşlarda bir çok kadının dışarı çıktığını, yemekte olduğunu görüyoruz. Bir seyahate gidin biz yaşlarda kadınların harika seyahatler yaptıklarını görürsünüz. Galiba biraz umursamamayı öğreniyoruz. 

O kadar çok başkaları için yaşadı ki bizim neslimiz, ancak kendisi için yeni yeni yaşamayı öğreniyor. Dediğim gibi bu süreçte anne baba sorumluluklarımız var genel olarak, çocuk sorumluluklarımız azaldı, onlar kendi yollarını çiziyorlar. Anne babalarımız yeni çocuklarımız oluyor, onlarla ilgili sorumluluklarımız var. Onun dışında yine dediğim gibi artık evle ilgili sorumlulukları kadınlar fazla önemsememeye başladı. Çünkü aslında insanı bunların artık bir yere getirmediğinin farkındalar. Kalan sağlıklı ömrümüzü gereksiz işlerle geçirmemenin ne kadar önemli olduğunu biz yaş kadını farketti diye düşünüyorum. O yüzden daha çok geziyorlar. Yeni şeyler öğreniyorlar. Bilmem çevrenizde fark ediyor musunuz? Biraz işlerin azalması, ya da ufak ufak emeklilikler bütün bunlarla beraber hobilere daha çok zaman ayrılıyor. "Haydi yeni bir şeyler yapalım, yeni bir şeyler katalım kendimize" diyorlar, önemli olan keyif almak. "Ben bu yaştan sonra bunu çok iyi yapmalıyım" baskısı kalktı üzerimizden.

30'lu 40'lı yaşlar pozisyonların yükselmesiyle doğru orantılı olarak başarı baskısıyla geçti tabii. Bugün artık onların hepsi bitti, herkes bir şekilde belirli bir noktaya geldi, doyumları aldı. Şimdi daha keyif için yaşamaya başladık. Sen mesela Sirtaki öğrenirken "aman en iyi yapayım" diye yapmıyorsun, eğlenmek için yapıyorsun.

AU: Benim 40'a girerken bayağı bir paniğim olmuştu. "Eyvah hayat bitiyor, bir şeyler kaçırıyorum, zaman azaldı ama daha çok şey yapasım var" endişem olmuştu. Ama 40'ı devirdikten sonra kendimi daha çok tanıyıp sevdim, rahatladım, hele 50'den sonrası şimdi maşallah en keyifli dönem diye düşünüyorum.

MKS: Acaba biraz vitesi boşa mı aldık ne:) Araba kasmıyor artık:) Daha barışığız, daha rahatız, daha çok gülüyoruz diye düşünüyorum. Kendimizle artık daha rahat dalga geçiyoruz. Yaş almanın avantajı herhalde bu. 40'lı yaşlarda bunları yapamıyorduk, daha çok baskı vardı üzerimizde. Tam "Çok da fifi" yaşlarımızdayız şimdi. Bence 50'li yaşlara en güzel yaklaşıldığı yer burası. Artık "kim ne demiş, onu mu bunu mu demiş" diye dertlenme yaşını geçtik, hayat daha keyifli. Umuyoruz ülkemiz daha iyi bir yola girsin de bu güzel yaşlarımızı daha güzel bir ortamda yaşıyalım.

AU: Bir de bu yaş dönemini sıkıntılı geçiren yaşıtlarımızı düşünürsek onlara ne dersin?

MKS: Sıkıntılı kadınlar işte tam da bu "Çok da fifi" yi diyemeyen, "ah şunu da keşke yapsaydım diyen kadınlar, gençliğimde bak bunu da yapamadım, hayat geçti gitti, bak o tren de kaçtı. Ben bundan sonra ne yapacağım ki bu hayatta?" Değil işte... kayıplara bakmayacağız, geçen geçti gitti. Bir şeyleri yapamadıysak yapamadık, birileri bizim hayatımızda olmadıysa olmadı, yaşlanmaya başladıysak yaşlanıyoruz, kırışıklıklarımız oluyorsa olacak. Yapacak bir şey yok, bunu geri çeviremem. O yüzden dediğim gibi ellerimde ne var ben bundan optimum ne çıkarabilirim. 50 yaş üzeri kadınlara bakıyorsak kendilerine söyleyecekleri en önemli şey bu: "Ben elimdekilerden optimum ne çıkarırım?". Zaman da elimde olan bir şey, artık sorumluluklar, öncelik sıralamaları değişti. "Vaktim varsa evi üç tur temizleyeyim yerine ben ne yapabilirim kendim için, istersem boş boş duvara bakıp keyif de yapabilirim, bir şey de öğrenebilirim". Bunu yakalamak çok önemli bir şey. Gerçekten keyif almayı öğrenmek.

AU: Ben eskiden de kendime zaman ayırır, gitmek istediğim etkinlikleri kovalardım. Ama hem zevk alır hem de bir yandan vicdan azabı çeker ailemin zamanından çalıyorum diye suçluluk duyarak eve dönerdim. Şimdi suçluluk duymamayı, vicdan azabı çekmemeyi öğrendim. Çocuklar da büyüdü birlikte gidebiliyoruz. Görüyorum ki ben iyiysem, bir sergi, sinema, konsere giderek ruhumu beslemişsem evdekilere de iyi geliyor, benim moralim bozuk canım sıkkınsa evin de neşesi, enerjisi düşüyor.

MKS: Bu çok önemli bir şey. Artık kendimizde bunu hak görelim 50 yıldır başkalarının hayatını kolaylaştırmak için herkes elinden gelen bir çok şeyi yaptı. Keyif yapmak bizim hakkımız. Bundan sonra da kendimiz için hayatı kolaylaştıralım, yarım asır başkaları için yaşamışız, artık bundan sonra da kendimiz için yaşayalım.

Partnerle ilişkiler, ayrılıklar, menopoz dönemi, X-Y kuşağının hayata, anneye, aileye bakışı, genç anne tutumları, yani insana dair hayatın içinden konularla devam eden sohbetimizin yarısını yazabildim, tabii ki devam edecek..

-------------------------------------------------------------------------
Dr. phil. R. Meltem Kavcar Sırmalı'ya dr@meltemkavcarsirmali.com mail adresinden ulaşabilirsiniz.

Not: Facebook'ta blog için Aydan Ugur (Blogger) sayfamda her yazımı paylaşıyorum, sayfamı beğenip oradan da takip edebilirsiniz blogu. Sizlerin sayfalarınızda paylaşımlarız beni daha çok insana ulaştırır, izine gerek yok bilhassa çok memnun olurum, şimdiden teşekkür ederim. Ben yazmaktan çok keyif alıyorum, umarım siz de keyifle okuyorsunuzdur:)



Yorumlar

Yorum Gönderme

Bu blogdaki popüler yayınlar

YENİ HOBİM ÇİNİ BOYAMA

MDS Miyelodisplastik Sendrom ve Kemik İliği Nakli Hikayemiz

Alkali Diyet - Dr. Ayşegül Çoruhlu Semineri