Ben Kimim



Merhabalar, Hoşgeldiniz Bloguma ve İlk Yazıma, İyi ki geldiniz!:) 

Bir süredir o kadar çok uyarıldım ki yazmam konusunda, artık ertelemeyeceğim. Paylaşmayı hep çok sevmişimdir. Gördüklerimi, öğrendiklerimi tüm ayrıntıları ile zihnime, defterime kaydeder illa etrafımdakilere bir an önce aktarayım da öğrenip uygulasınlar isterim. 

Bazen o kadar çok anlatacağım şey olur ki, heyecanla hepsini hızlıca anlatayım derken “Nereden geldin şimdi buraya dur anlamadım” derler. Umarım burada dikkat eder, sizi yormam. Yazmayı severim, ama ortalara çıkacak bir tecrübem, eğitimim, araştırmışlığım hiç yok, bodoslama, kasmadan düşüncemi, hislerimi paylaşmayı seviyorum. 

2009’da açmışım bu blogu ama yazasım yokmuş demek:) Bir heves açıp bırakmışım. Google hatırlattı şimdi yenisini açmaya çalışırken. Örnek olsun diye biraz açıp baktım bloglara, takipçi olmamışım hiç. O kadar özenle formatlanmışlar ki, tırstım:) Ben özgür ruhluyum önceden sekmelerle, şablonlarla kendimi kategorize edip sınırlamadan, içimden geldiği gibi konuları akışına bırakayım, kalıplara sokmayayım düşüncesiyle davranmak beni daha rahat hissettirdi.

31 yıldır aralıksız tam zamanlı yabancı şirketlerde Genel Müdür/CEO Asistanı olarak çalışıyorum, Oğlak burcuyum, oldukça stabil bir kadınım:), burası 3. işyerim ve 26 yıldır aynı şirkette aynı görevdeyim, 27 yıllık evliliğim, 2 genç kızım var 18 ve 23 yaşlarında, kendimi kızlarıma yıllardır “bir gün yanınızda olmam, bakın bu böyledir bilin, aklınızda olsun” derken yakalıyorum, belki kadın hafızamız için onlara, ileride torunlarıma, ailemin yeni kuşak kadınlarına bunca yıldır biriken tecrübelerimi aktarmaktır esas amacım. Blog niyetimi bahsettiğim arkadaşlarım hemen “içeriğin ne olacak, amacın ne” diye sordular, adet öyleymiş. Ben o kadar ince düşünmeden, içimi dökmek, sadece yazmak istiyorum, yaşadığım tecrübeleri, içimde birikenleri kayda geçirmek öncelikli amacım. 

Bir sürü kötü el yazımla hızlıca yazılmış not defterim var, okurken ben bile çözemiyorum. Üç yıla yakındır haftada bir akşam tasavvuf, felsefe, ilişkiler ve hayata dair ne varsa konuştuğumuz Sohbet Grubumuz var, rehberimizden öğrendiklerimi, not tuttuğum 3 defterimi hep temize çekmek isterdim, hazır kalkınmışken buraya bir Kişisel Gelişim köşesi de açar belki aktarırım diyorum, 30 yıldır katıldığım çeşitli eğitimler, seminerler, dinlediğim, tanık olduğum hayat ve başarı hikayeleri var örnek aldığım. Son dersimizden de mesajı aldım: "Paran çoksa yardım et, dağıt, yoksa bilgini aktar"... Görev var üzerimde yani:) Kısacası ben burada yaşayıp biriktirdiklerimi ortaya koyayım arzu eden alsın faydalansın:) Bir kişiye bile yardımım olsa daha ne isterim.

Ne konuda yazabilirim diye düşünürken samimiyetle fikirlerimi paylaşmak pek sevdiğim Facebook’ta da yaptığım bir şey. Bugün Dünya Kadınlar Günü'nde güncel konulardan en hassas olduğum Kadına Şiddet ve Taciz ile başlamayı düşündüm, ben de gençlikte sokaklarda yaşadığım tacizleri saydırayım derken imtina ettim, yok daha çok şu an olumlu şeyler yazmayı tercih ediyorum. Beni mutlu eden şeyleri yazıp çoğaltmak istiyorum hayatımda. Facebook fotoğraflarımı da böyle kullanırım, güzel anları koyarım, onlara bakmak iyi geliyor, güzelliklere baktıkça giderek çoğalıyor sanki. Dilek ağacım kapak fotoğraflarım...

Şimdi biraz kendimi tanıtayım. Avusturya Lisesi Ticaret '82 mezunuyum, o kadar bunalmıştık ki okulun ve derslerin ağırlığından, ortaokul 8 lise 4 yıl. Lisede Ticaret Bölümü'ne geçince Ticari Aritmetik, Muhasebe, Ekonomi, İstatistik, Daktilo, Steno vs. dersleri de hatmetmişiz, "işiniz hazır dışarıda" diye gazı almışız, Almanya ile ticaret tavanda o zaman. Ben lisede ortalama ama o dönem için çalışkan sayılır bir öğrenciydim, üniversite okumakla işim hiç olmaz deyip kursa bile gitmek istemedim, sınava öyle hazırlıksız girdim, o bile zuldü bana. Bir gün de büyüyünce şu mesleğe sahip olayım diye bir düşüncenin zerresi olmadı bende. Düşünün yıl 1968 falan Levent İlkokulu'na başladığımdan evlenene kadar 3. Levent'te Beyaz Karanfil sokakta yaşadım, Boğaziçi Üniversitesi'nin içini ilk görüşüm evli, çocuklu Burç'a gittiğim zamandır. O zaman ilk kez çok etkilenip vay be bileydim ÖSS'ye çalışırdım demiştim...:(

Ailemde, çevremde rol model alacağım üniversite mezunu kimse yok. Çevremdeki büyüğüm kızlar en fazla Avusturya Lisesi’ni bitirip evleniyor ve onlar “iyi okudu” denilen sınıftalar. Sınavın ilkini biliyordum kaç matematik yaparsan barajı geçersin. Ama ikincisinde hiç gözüm yok, nasılsa okumayacağım ya, Florya’da yazlıkta minik bir piknik masasında cahilce tercih doldurduğumu o kadar net hatırlıyorum ki... Danışacağım kimse yok. Bölümlerin adları neyi içeriyor onu bile bilmeden salladım tercih sıralamasını. Sınavda matematiği epey çözdüm, onlar kalsa yetermiş. Fen cevap anahtarını 5 dakikaya topluyoruz dedi gözetmen, lisede fen görmedik sınavda çözmem de gerekmiyor, bir son dakika hissiyle baştan aşağı fen cevap kağıdını soru kitapçığının kapağını açmadan doldurdum hiç boş bırakmadan toto.

O kadar bilinçsizim ki. Tabi sonuç hüsran, karavana değil de istepne yazdığım Istanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı geldi dilden ötürü. Tercihte BÜ İngiliz Dili ve Edebiyatı  yazabileceğimi bile bilmiyordum dilde almancadan giriyorken. Halbuki feni toto doldurmasam İ.Ü. İktisat’a, İşletme’ye girdi aynı matematik, sözel puanlarımızla arkadaşlarım. Bu fen toto en büyük uktemdir hayatımda. Gerçek çözdüklerimle neresi gelirdi merak ederim. Burayı çok uzattım ama o kadar içimde kalmıştır ve çoğu yakınlarım bilmez ki bir çırpıda anlatıp aradan çıkarıvereyim dedim:)

Neyse baktım herkes kazandığı yere kayıt oluyor ben de kayıt yaptırdım. Annemle küçüklükten beri Kapalıçarşı’ya çok giderdim, severim. Bari okul orada sık sık çarşıya gelirim diye sevindim:) Üniversite 2. Sınıftaydım, bölüm kolay geldi,  sevmiyorum, çok sıkılıyorum, en önemlisi lisedeki yoğun arkadaşlıklar, gezmeler hiç yok. Babama ilk yıl “ben Viyana’ya gideyim, İşletme okuyayım, zaten ilk 2 yıl derslerini görmüşüz, bu okulu sevmedim, sonra transfer de olabilirim" dedim, imkanlar da müsait, bana “Macera mı arıyorsun? Kazandın oku okulunda” diye cevap verdi, bir daha da konu etmedim. 

Evde boş boş gecelik sabahlık günler geçiriyordum. Derslere hiç gidesim yok, devam mecburiyeti de yok. Yazlıkta başladık konkene, nasıl zevk alıyorum, annelerin kızları bir grup olduk çok eğlenerek geceleri çanak konken oynadım bir yaz, kışa da bir gün koyalım konuşmaları başladı, baktım boşluktan konkenci oluyorum bir işe gireyim bari diye gazeteden iş bakmaya başladım.

Babama ben çalışmak istiyorum deyince "kaç para maaş veriyorlarsa ben vereyim, sen çalışma ne ayıp, ne derler" dedi. Bak o da çalışıyor diyeceğim bir tanıdık genç kadın yok etrafta... Bir Almanca sekreter ilanı ilgimi çekti, tam beni arıyorlar, gittim görüştüm ve hemen teklif aldım. Bir irtibat bürosu Militzer & Münch Nakliye Şirketi’nin Türkiye ofisi, 2 Alman ve ben, 3 kişiyiz ofiste, ama hem sekreter hem “Sachbearbeiterin” nakliye işlerinden sorumlu elemanlık tüm sevkiyatı takip edecek, bayıldım. Babam çok istekli görünce beni izin verdi, başladım.. Maaşın benzin parana yetecek mi dedi:) Yetti de arttı:) Nereden bileyim aynı gün aynı yerde işe başladığımız “Osman Bey”in kader ağlarını örüp bugün 26 yıllık kocam olacağını:)

O gün bugün bir gün boşluk yoktur iş günü olarak SGK'mda, 1 Mart 1984 den beri çalışan kadınım, 31 yıl bitti çok şükür:))

Ben iş görüşmesinde Almanlar’a öğrenciyim ama okul rahat vizelere girer gelirim demiştim, adamlar böyle tam zamanlı işe başvurunca gece okulundayım sanmışlar meğer:) Biraz geriliyorduk haliyle müdürün “yine mi sınav” sözü hep kulağımdadır. Ama o beni ben onu çok sevdik, çok şey öğrenmişimdir. Ev Levent’te, iş Fındıklı’da okul Laleli’de, koş koş sınava gider gelirdim, sınavda geçecek kadar yazardım ki aman ayıp olmasın Almanlar’a işe döneyim diye. Sağolsun lise arkadaşım Nilgün sayesinde mezun oldum, gece iş çıkışı evine gider notları alır fotokopi çektirirdim. Sınavda arkasına otururdum, o ne kadar yazarsa ben de değiştirerek o kadarını yazmışlığım çoktur.
 
Ama sonlara doğru zorlanmaya başladım, bırakayım okulu ayıp oluyor işe diye düşünüyordum, Allah’tan Osman varmış “Sakın! İhtiyacın yokki, çık işten gerekirse ama okul bırakılmaz” dedi. Belki o bu kadar ısrar etmese sevmediğim okulu bırakabilirdim, bilmiyorum. Neticede yıl kaybetmeden bitirdim, okuldan almadığım keyfi çalışmaktan, işimden aldım. 

İyi ki de babamı dinlemeyip çalışmaya başlamışım diyorum, o zaman yanımızda ve arkamız sağlamken ona "ne ayıptı" çalışan kız olmak. Ama ertesi yıl başka bir kadınla yaşamaya başlayıp ben nişanlıyken evlilik arifemde evi tamamen terkettiğinde kimse yoktu arkamı madden dayayacak, neyse ki bir işim vardı. 

Yani kadınların babası, kocası ne kadar güçlü, zengin olursa olsun, zenginlik ayağınızın altından kaydığında hayata devam edebilmek için çalışmak lazım. 

Çalışın kızlar çalışın! Hep ayakta maddi manevi güçlü durun, ekmeğinizi az çok demeden siz kazanın,  kızlarınıza, çevrenize örnek olun. Babanızın, kocanızın parasına müdananız olmasın, bağımlı olmayın. 

Bu hayat sizin! Kadın olmak çok güzel!... Dünya Emekçi Kadınlar Günümüz Kutlu Olsun!


p.s. Ben tabi bilmiyorum aldım başımı gittim sayfalarca yazarak, ama öğrendim azar azar yayınlamam gerekiyormuş... görüşmek üzere sık sık inşallah:)

Yorumlar

  1. Aydan hanim samimi ve bizden yazilarinizin devamini diliyoruz

    YanıtlayınSil
  2. Samimi ve akıcı üslubu cok sevdim. Kızlara ve kiz annelerine guzel mesajlar. Devam lutfen

    YanıtlayınSil
  3. Harika merakla diğer yazılarını da bekliyorum:))

    YanıtlayınSil
  4. Ilk yazini nefes almadan okudum. Sonuna dogru gelirken bitmesini hic istemedigim kitaplarda yaptigim gibi yavasladim; yudum yudum ictim son paragraflari. Ellerin dert gormesin. Kalemine, dimagina saglik. Ne guzel yazmissin! Yenilerini heyecanla bekliyorum.

    YanıtlayınSil
  5. Aydan Hanım, harika yazmıssınız, devam diyorum, cok akıcı bir diliniz var:) Sevgiler,

    YanıtlayınSil
  6. bu blogu 2009 dan bugüne kadar öksüz bırakmana yazık olmuş, hemen arayı kapat lütfen =)

    YanıtlayınSil
  7. GSÜ'den epeydir konuşmadığım sınıf arkadaşım Yusuf Abi bana şöyle bir mesaj attı: "Zeynep yıllar önce Mine G. Kirikkanatin, Castro'nun kızının aşkını yazdığı yazıyı soluksuz okumuştum. Uzun aradan sonra annenin yazısını da soluksuz okudum. Tebrikler."

    YanıtlayınSil
  8. Harikasınız hepiniz çok teşekkur ederim!!!!

    YanıtlayınSil
  9. Keyifle, bir nefeste okudum, devamini sabirsizlikla bekliyorum:)

    YanıtlayınSil
  10. Meltem Kavcar Sırmalı14 Mart 2015 18:41

    Sende böyle cevherler olduğunu her zaman bildik...
    Muhteşemsin

    YanıtlayınSil
  11. Canım benim çok teşekkürler, sen de öyle:)

    YanıtlayınSil
  12. Aydan Hanım büyük bir açık yüreklilikle kaleme aldığınız bu yazıyı okuduktan sonra Hz.Mevlana'nın "Ya göründüğün gibi ol; Ya olduğun gibi görün" cümlesi geldi aklıma. Sizi daha tazecik tanımama, çok az görmeme ve neredeyse hiç sohbet etmememize rağmen olduğunuz gibi göründüğünüzü düşünmüştüm, yazınız beni doğruladı:) Okurken büyük keyif aldım, samimi ifadeleriniz yaşanmışlığınızın aynası gibi.. yazmanıza vesile olan kişilere ayrıca teşekkür etmek isterim, kaleminize sağlık...

    YanıtlayınSil

Yorum Gönderme

Bu blogdaki popüler yayınlar

YENİ HOBİM ÇİNİ BOYAMA

MDS Miyelodisplastik Sendrom ve Kemik İliği Nakli Hikayemiz

Alkali Diyet - Dr. Ayşegül Çoruhlu Semineri