İstanbul'da Bahar Bunları Yapmadan Geçmesin!

Geçen hafta sabah erken çıktığımda bahar dallarının üstüne kar yağıyordu ama aynı hafta bu Pazar nihayet ben bahar gördüm:)

O kadar açık havayı özlemişim ki Baltalimanı-Emirgan'ı yürüdük biraz geçip döndük Osman ve İpek arabaya döndü ben doyamadım hızımı alamadım devam ettim Bebek-Bebek Yokuşu-Etiler-Akatlar'a kadar yürüdüm, ne iyi geldi plazada havasız kalmış ruhuma. Biz Baltalimanı'na inip yol kenarına park edip Yeniköy'e yürüyoruz genelde daha sakin ve geniş kaldırımlar. Önce Baltalimanı'ndaki Japon Sakura Bahçesi'ne baktım daha hareket yoktu açmamış ağaçlar. 

Güzel havada fanusun içinde hayata dokunmadan, sokaklara karışmadan geçen günler yazık ve yaşanmamış gelir bana. Hafta sonu sokakta olmalıyım, açık havada yürümeliyim. O zaman o günün hakkını verdiğimi düşünürüm yoksa bir suçluluk duygusuna kapılırım yazık oldu bu güzel güne diye. Bebek Yokuşu'ndaki meşhur manolya ağacı duydum ki açmış. Yokuş yukarı yürümeyi göze almam agacı görmek içindi. Açtım telefonumu şarjım bitti fotoğraf çekemedim ama içime çektim:) Tam zamanı görün lütfen çok güzel açmış.

İnşallah gerçekleşir bu baharı da hafta sonlarını açık havada doğada geçirmektir arzum. Zeynep de "Nisan sonu geliyorum bekleyin beni" dedi şimdi planlar yapıyoruz. Gelin baharda yapmayı en sevdiklerimi hem kendime hatırlatayım hem de sizlerle paylaşayım, belki yeni yerler önerirsiniz. Buralar Istanbul'u içime çekmenin lezzet durakları gibidir benim için:) 


Bizim Levent sokaklarında mimozalar açtı baharın habercisi mimozaya yürüyüş önce. Belgrad Ormanı favorimdir ama hep bir gözümüzde büyür gitmek, sonra gidince de ay niye sık gelmiyoruz deriz:) Sonra Emirgan Lale Bahçesi, bazen "daha var nasılsa gideriz kalabalık çekilsin" diye sonuna yetişiyorum. Bu yıl geç kalmadan giderim umuyorum, iş çıkışı hafta içi en sakin oluyor. Baktım başlamış bile Lale Bayramı 21 Nisan'a kadarmış.


Emirgan Lale Bahçesi

Nisan sonu erguvanlar da açmaya başlar, iyice beklenir tam açsın diye ama sıkı bir yağmur denk gelirse hepsi bir anda iner aşağıya, kaçırmamak lazım. Zamanı Nisan sonu - Mayıs başı, işte o ennn mühim, lale kaçabilir ama erguvan asla:)) Bu fotoğraflar erken bir turdan, 23 Nisan'dı daha tam açmamışken.


Son yaptığımız Ortaköy-2. Köprü-Ortaköy tekne turu mükemmeldi, ücreti 15 TL gibi kocaman tertemiz bir tekneydi. Rumelihisarı ve Kanlıca tarafı erguvanları karşılıklı nazire yaparlar birbirlerine. Diyelim Emirgan'a lalelere gittiniz hoop Emirgan İskelesi'nden küçük Boğaz Şehir Hatları ring sefer yapan vapura binin. Emirgan-Kanlıca-Anadolu Hisarı-Bebek-Emirgan inmeden gezin. Bu benim ritüelim, mutlaka Kanlıca'da iner yoğurt alır aynı vapurla Bebek'e döneriz, mis!:) 

Bunu anlatınca "vaay be helal falan" diye tezahürat alırım, sanki çok enteresan ve yapılması zor birşeymiş gibi ertelenir ya hep... Bakarım vapurdan inince insanlar tıkış tıkış. Ayol Bebek Parkı'nda duracağınıza ya da "Hepili Kasvetli Kaldırım Cafe" var ya orada siyah şemsiye altında şimşirlere bakıp asfalt üstünde egzozun içinde oturana kadar veya karşısında caddede dar kaldırım üzerinde yığma üst üste oturanlara, omuz omuza ayakta duranlara girmiyorum hiç... Niye hiç binmemişlerdir belki hayatlarında bir saatçiklik bile bu Boğaz hattına anlamam:) Ya da Bebek İskelesi'nin karşısındaki kafede deniz kenarı püfür püfür oturmak varken... Bebek Otel tüm zamanların fenomenidir, gece çıktığım ilk mekan olarak gençlik tarihime altın harflerle yazılmıştır. Bebek Kahve gençliğimin 80'lerde çok özel yeriydi, okul kırıp günümüzü orada geçirir çok severdik. Bahar gelince okulu kırmadıysak çıkışında doğru kahveye ya da otele giderdik. Ama şimdi Kahve'yi aşırı kalabalık buluyorum. Ben erkenci olmadığım için sakin sabahını kaçırıyorum galiba, ondan pas geçiyorum. 

Tabi küçük vapurla Boğaz ring hattında, deniz kenarı ferah ama popüler olmayan mekanlarda görme ve görülme hazzı tatmin olmaz o ayrı, saygı duyuyorum:)




 

Bin yıldır isteyip gidemediğim Podima, Poyrazköy ve Garipçe hedefimde bu yıl ayak basacağım ümidindeyim:) Şu 3. köprü işi ortada hiç yokken ne kadar istedim kaçırdım bakir halini oraların. Bildiğiniz tavsiye edeceğiniz güzel yerler varsa buralarda çok sevinirim paylaşırsanız.

Bahar gelince adasız olmaz tabii. Benim adam Burgazada, ya inince vapurdan sağda sahilde Yasemin'de tüm kış özlenen balığı, kroketi yenmeli ya da kalabalıktan uzak hafta içi ya da bir Cuma akşamı Kalpazankaya'da güneş batırılmalı. Işık oyunlarının sabahtan akşama değişmesi bir de akşam kızıllığının ardından mehtap çıkması yaşanmalı illa yahu:) Mutlaka sakızlı ve enfes çeşitlerden dondurma da iskele karşısında boş geçilmesin tabii:)


Burgazada Kalpazankaya

Büyükada hafta içi Aya Yorgi'ye çıkıp manzaraya karşı öğlen yemek yemek "oh be ne güzel iyi ki geldim" dedirtir insana. Bir de dönüşte Büyükada Pastanesi'nden Palmiye kurabiyesi ve başka ne severseniz doldurun torbaya nefis kurabiyeleri, diğer elinize de bir dondurma alın binin vapura. Bunları yaşamadıktan sonra ne yapayım baharı, yazı sabah 7 de çık evden geç karşıya gir plazaya dön gir eve ömür geçiyor... Ben her gün köprü geçerken dikilir Boğaz'a bakarım sabah akşam "oh çok şükür burada yaşıyorum, her gün Boğaz'ı görüyorum" derim içimden, öyle bir sevda benimkisi Istanbul'a:)

O dursun lazım olur diye sarıp sakladığım izinler de yanmaya başlayınca, uzun yıllardır başladım Istanbul sonbahar, ilkbahar keyfi gezme izinleri kullanmaya, hafta içi çok keyifli gezmek. Kapalıçarşı izinlerim vardır misal, Mısır Çarşısı-Tahtakale-Kapalıçarşı bayılırım.
 
Büyükada Aya Yorgi
Sözüm bunu yapmayanlara alın çocukları yanınıza boşverin suni mekanları, AVM oyun parklarını; metroyla, tramvayla çok kolay artık Sultanahmet'e, Kapalıçarşı'ya gidin, Boğaz vapuruna binin, adalara gidin. Sizin özel yerleriniz, size ait ritüelleriniz, özel anılarınız olsun. Çocuklar da kendi çocuklarına anlatsın aktarsınlar biriktirdiğiniz anıları, bundan daha güzel ne olabilir. Bu keyifleri çocuklara geçirmiş olmak müthiş zevk veriyor insana.

Hayata böyle bakmayı, şehri yaşamayı, küçük zevklerle mutlu olmayı yabancı bir müdürümün eşinden öğrendim, rol model almışımdır, çok severim. Arardı beni 90' sonları "Frau Aydaan bilin bakalım neredeyiz, kızları aldım geldik Kilyos'ta duvarın üstüne oturduk çekirdek çitliyoruz (şimdi sorun Almanca'sını bilemedim ama o konuşmayı dün gibi hatırlarım, nasıl şaşırırdım:), Pierre Loti'deyiz, Rüstem Paşa Cami'ndeyiz". Ben Istanbul'luyum buraları daha hiç görmemişim...  Hepsini sayesinde bir bir gördüm.

Haydi dedim benim kızlara o yıl yürüyün keşfe:) Küçüktüler her yıl mutlaka bir kere Sultahahmet, saraylar, müzeler, Pierre Loti, Kilyos vs. giderdik. Bir sömester Bulgaristan Borovets'e kayağa gitti o aile, çok beğenip tavsiye ettiler. Ertesi yıl tekrar rezervasyon yaptıklarını duyunca ben de atladım, kaçırmadım iki yıl üst üste gittik birer hafta. Ilkinde büyük grup yapıp oteli ayırıp otobüs kaldırdım. Sefaköy fabrikada Bulgar göçmeni işçi çoktu sordum nasıl gidip geliyorsunuz. Topkapı'da bu işi yapan bir otobüs şoförünü söylediler. Telefonla anlaştım. Dürüst adammış geldi. Sabah eşyalarla buluşma yerine geldiğimizde dank etti bana beş dakika gecikince ya gelmezse?:)) Grupta da camiadaki en baba iki Almanca rehber var, bendeki de cesaretti hani:) Ama süper geçmişti her şey. İkincisinde iki küçük kızla akşam uçakla Sofya'ya inmişliğim var bir başıma, otelden bir araç karşıladı gece vakti dağa çıktık. Kızlar bir an önce iyi öğrensinler de bana kayakta eşlik etsinlerdi derdim, kocam öğrendi ama zor geldi pes etti bıraktı, umudum kızlardı:)

Bence imkan çokmuş azmış yokmuş önemli olan o değil. Hayata anlam katmak, "oh be iyi ki yaşıyorum" demek için yapabileceğinin en iyisini yapmalı insan. Hayata neşe katan küçük mutluluklar, paylaşılan güzel anlar ve bu anları çoğaltabilmek bizim elimizde... 

Haydi kışın ağırlığını uyuşukluğunu silkeleyelim üzerimizden, yenilenip çoluk çocuk sokaklara karışalım!:)


Sevgilerimle, iyi gezmeler, iyi baharlar:)

Yorumlar

  1. Adım adım yaşattın bana çocukluktan kalma yerleri ve yarım asırdır İstanbullu olup hic gidemedigim yerleri. Utandım resmen:) cok hoş bir yazı, sağol'n

    YanıtlayınSil

Yorum Gönderme

Bu blogdaki popüler yayınlar

YENİ HOBİM ÇİNİ BOYAMA

MDS Miyelodisplastik Sendrom ve Kemik İliği Nakli Hikayemiz

Alkali Diyet - Dr. Ayşegül Çoruhlu Semineri